Şu an odamın duvarındaki saat gece 01:30’u gösteriyor. Bana bu saatte bu yazıyı yazdıran, beni gece uyutmayan, içimi aç bir fare gibi kemiren dert, insanlığımızın şu anki halidir. Ben, aklım bu işlere erdiğinden beri, eski zamanları okuyup şimdiki zamana baktığımda görüyorum ki bizim elimizden saygı, sevgi, acıma, hoşgörü, aklınıza daha neler geliyorsa, hepsini insanlık adı altında topladığımız şeyi bizden sökmüşler, parçalayıp yok etmişler. İnsanlığımızı bizim elimizden almışlarda bizim ruhumuz duymamış. Bir gün sosyal medyada dolaşırken önüme bir video çıktı. Açtım videoyu izlemeye başladım. Videoyu izlerken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bir anne sokak röportajında konuşuyor “benim tek oğlum var o da bıraktı beni karısı için” diyor. Anne orada bunu anlatırken perişan oluyor. Bu videoyu izlediğimde anladım ki bizde insanlık falan kalmamış. Videoyu izlerken aklıma Üstad Neşet Errtaş geldi. Üstad annesini kaybettiğinde annesine duyduğu özlemle türkü yazıyor. Üstad ölen annesine türküyle şöyle sesleniyor:

Şu garip halimden bilen, işveli nazlı
Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?

Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen, neredesin sen?

Ben ağlarsam ağlayıp, gülersem gülen
Bütün dertlerim’ anlayıp, gönlümü bilen

Sanki kalbimi bilerek, yüzüme gülen
Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen, neredesin sen?

Sinemde gizli yaramı, kimse bilmiyo’
Hiç bir tabip yarama, merhem olmuyo’

Boynu bükük bir garibim, yüzüm gülmüyo’
Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen, neredesin sen?

Bir başka videoya daha denk geldim. Orada da bir yaşlı amcamız ile teyzemiz TRT’nin bir programına röportaj veriyorlar. Amcamız orada çok güzel konuşuyor ve beni benden alıyor. Şimdiki zamanımızdan bahsediyor aslında. Hani şu dışarıda kendini adam zannedip Allah’ın verdiği kuvveti kadınları dövmek zanneden ama asıl o kuvveti Allah, kadınları koruması için verdiğini bilmeyen adam müsveddeleri var ya işte onlardan bahsediyor. Amcamız şunları söylüyor, “kadın evin gülüdür, kadın evin neşesidir. Sen hiç mi bunun elinden yemek yemedin suyunu içmedin. Bu kadın hiç mi senin kötü gününde yanında olmadı da sen ona şiddet uygulayacak, silah çekecek kadar birisi oldun.” diyor. Ardından yanındaki teyzemiz konuşuyor, “ayakları tutsa beni sırtında taşır kimselere vermez.” diyor. İşte amcamızla teyzemiz burada bizim insanlığımızın alınıp yok edildiğini eski insanlıkla bu zamanki insanlığın, tabi buna insanlık denirse, arasında dağlar kadar fark olduğunu gösteriyor.


Peki bizim insanlığımızın elimizden gitmesinin en büyük sebebi nedir? Sebebini ben iki nedene bağlıyorum, birincisi bizim AŞK diye bildiğimiz, tarif edilemez bir his olan AŞK’ın anlamını değiştirip yok etmekten beter ettiler, ikincisi ise asıl medeniyetin Avrupa’da olduğunu zannedip onlara özenmemizdir.


Eski zamanlardaki aşkı, benim gerçek aşk diye tanımladığım ve şimdi ki aşk arasında ne kadar fark var? En iyisi ben size anlatayım da siz belirleyin arasında ne kadar fark olduğunu. İnsan ile hayvan arasında fark nedir bilir misiniz? Allah’ın sadece insanlara bahşettiği bir hâldir. O da AŞK’tır. İnsan olan aşık olur hayvanlar olamaz. Eskiden aşk öyle bir şeydi ki insan hikayeyi dinlerken hikayeye aşık oluyordu. Örneğin insanlar sevdikleri için her türlü fedakarlıkta bulunuyorlardı, sevdiğinin tek bir saç teline zarar gelmesin diye kendi canından vazgeçecek kadar. Eskiden insanlar birine aşık oldum mu onu ölene kadar bırakmazlardı, isterse dünyada savaş çıksın, kıyamet kopsun umurlarında olmazdı. Aşıkların amacı sevdiğine kavuşmak olurdu. Aşık insan sevdiğinin sadece iyi gününde yanında olmazdı, zaten aşık insan sevdiğinin yanında olunca iyi güne kötü güne bakmaz her zaman yanında olurdu. Peki şimdi nasıl? Şimdi ki insanlar aşkta hep çıkar peşinde, kimse kendinden önce sevdiğini düşünmüyor, herkes önce kendini düşünüyor kendine göre hareket ediyor, oysa ki aşk bu değildi. Herkes sevdiğinin iyi gününde yanında oluyor kötü gün geldiğinde çoğu kişi yarı yolda bırakıyor, oysa ki aşk bu değildi. Eskiden ne güzeldi aşk. Masumdu, imkansızdı, naifti. Hatta o kadar naifti ki söylenen her bir kelime, alınan her bir hediye, bakılan her bir bakış, yazılan mektupların her biri çok değerliydi. Osmanlı zamanında erkeklerin sevdiklerine aldığı hediyelerden biri de “ayna” idi. Bu hediye, sana senden daha güzel bir hediye bulamadım, anlamına geliyordu. İşte gerçek aşk buydu.


Gelelim ikinci nedene, gerçekten Avrupa’da medeniyet var mı? Eğer Avrupa’dakine medeniyet deniliyorsa o zaman dedelerimiz, ailemiz, hocalarımız bize medeniyet kavramını yanlış öğretmişler. Ya da Avrupa medeniyetin ne olduğunu zerre kadar bilmiyor ki bence bilmiyor. Ben böyle düşünüyorum çünkü bakın ünlü şarkıcı Edip Akbayram bir radyo programında ne güzel anlatıyor, “Bugün Paris’e gidin, en işlek caddesinde ayağınız takılsın düşün sizi kimse kaldırmaz. Gelir ancak ambulans kaldırır. Doğunun en ilkel, en ibtidai köyüne gidin, bir kapıyı çalın, karnım aç deyin tek serveti bir tek hayvanıdır onu da keser tanrı misafiridir diye size yedirir.” diyor. Ne güzel anlatmış dimi. Şimdi daha iyi anlıyorum ki medeniyeti Avrupa’da zannedip yanı başımızda olan gerçek medeniyeti yok ediyoruz. Kısacası kendi elimizle insanlığımızı öldürüyoruz. Hayatını kendime örnek aldığım büyük bir şair olan Mehmet Akif Ersoy bir şiirinde bize bunları söylemiş zaten:

Kim demiş Avrupa insanı medeni?
Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni!
Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni;
Desenize hayvanlar bizden daha medeni!

Kul olmak çağdışıyken, soyunmak çağdaşlık,
Din kardeşliğini bıraktık biz, ecnebiyle kaynaştık..
Sünnet sakal yobazlık, top sakalsa medeni..
Unuttun sen ey vefasız ehli sünnet dedeni..


Velhasıl ben bu gece şunu fark ettim ki, bizde ne insanlık kalmış, ne de gerçek aşk. Ne namaz çıkışı çocuklara şeker dağıtan dayılar, ne yolda bir mazlum gördün mü onun ihtiyacını karşılayan insanlar, ne açlıktan ölecek bir hayvan gördüğünde ufak bir ekmek atan hayvan severler, ne bakmaya muhtaç olan annesini el üstünde taşıyan çocuklar, ne sevdiğini ölümüne kadar bekleyenler, ne sevdiği için kendi canından bile hiç düşünmeden vazgeçenler. Kısacası insanlık ölmüş de kimsenin bundan haberi yok.


Yazar : Mehmet Emin Köse

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Girin